ANKARA - Başbakan Erdoğan'ın, "Terör örgütüne destek veren analara sesleniyorum" sözlerine tepki gösteren BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak, "Erdoğan en azından kadınların arasına girmesin, çekilsin aradan" dedi. ROJ TV baskınına da tepki gösteren Kışanak, ROJ TV'nin Kürtlerin sürgündeki sesi olduğu belirterek, Avrupa'nın da Kürtlere yönelik asimilasyona bu operasyonla ortak olduğunu kaydetti
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, partisinin grup toplantısında Elazığ'daki depremi ilişkin üzüntülerini paylaştı ve hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi.
Kışanak, bölge belediyelerinin depremzedelere katkı sunmak için seferber olduğunu belirterek, "Acılarını paylaştık, onların sorunlarının buradan da takipçisi olacağız" dedi.
Türkiye'nin yüzde 93'ünün aktif deprem kuşağı üzerinde yer aldığını, nüfusunun yaklaşık yüzde 98'inin deprem tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hatırlatan Kışanak, yaşanan onca acı deneyime rağmen Türkiye'nin her seferinde felaketlere hazırlıksız yakalandığını kaydetti.
Zamanında alınmayan önlemlerin de depremde yaşanan can kayıplarında etkili olduğunu, son depremde bunun görüldüğünü ifade eden Kışanak, "Sayın Başbakan'ın çıkıp kerpiç evleri ve bu evlerde oturanları sorumlu tutması manidardır. Zamanında niye önlem alınmadı? Bilimsel uyarılar neden dikkate alınmadı? Bayındırlık Bakanlığı, deprem kuşağında bulunan bu bölgedeki yapıları depreme dayanıklılık denetimden geçirdi mi? Gerekli kontroller yapıldı mı? Depremde zarar görecek yapıların tahliyesi ve oradaki yurttaşlarımızın sağlam yapılara geçişi için gerekli tedbirler alındı mı?" sorularını yöneltti.
Hükümetin bu olayları kader olarak gördüğü eleştirisini yapan ve hükümeti bu tutumundan vazgeçmeye çağıran Kışanak, Türkiye'de afet yönetim sisteminin geliştirilmesini bunun için de meslek odalarıyla, sivil toplum örgütleriyle bilim kurullarıyla bir koordinasyonun oluşturularak ortak çalışmanın yürütülmesini istedi.
TUTUKLU KADINLARIN 8 MART’INI KUTLUYORUZ
8 Mart'ın 100. mücadele yılını kutladıklarını işaret eden Kışanak, kadınların 8 Mart'ın 100. yıllında yüzde 100 eşitlik ve özgürlük talepleriyle Türkiye'nin birçok yerinde sokaklara çıkarak, demokrasi, eşitlik ve özgürlük taleplerini haykırdıklarını belirtti. Kutlamalara tutuklu bulunan Kadın siyasetçilerin katılamadığını hatırlatan Kışanak, Viranşehir Belediye Başkanımız Leyla Güven, DTP kadın meclisi kadroları, demokratik özgür kadın hareketi üyesi kadınların 8 Mart'ı cezaevinde karşıladıklarını dile getirerek, "Buradan 8 Martı hapishanede karşılamak zorunda kalan tüm kadınlara selamlarımızı gönderiyor, günlerini kutluyor, en kısa zamanda aramızda olacaklarını umut ediyoruz" şeklinde konuştu.
Berivan şahsında TMK mağduru çocuk kadınların da 8 Martını kutlayan Kışanak, Çocuklar için de "hala sizleri bu ceberut yasanın cenderesinden kurtaramadığımız için üzüntülerimizi ifade ediyoruz" dedi.
KADINA ŞİDDET DEVAM EDİYOR
Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) verilerine göre Türkiye'de 3 kadından birinin şiddet göründüğünü, Türkiye genelinde yüzde 39 olan kadına yönelik şiddet oranı Kuzey Doğu Karadeniz'de yüzde 53'e kadar çıktığını anımsattı. Bir soru önergesine verilen cevapta, 2009 yılının ilk altı ayında 953 kadının cinayete gittiğinin belirlendiğini belirten Kışanak, ‘’Her kadın cinayetinde, her şiddet vakasında, kadının her gözyaşında, ahın da; devletin, toplumun sorumluluğu var" dedi.
Kışanak, ayrıca Kadın Sığınma evleri için yerel yönetimlere gerekli desteklerin ve mali imkanların verilmesini istedi. Kadına yönelik ayrımcılığın toplumsal sorunlarla da ilgili olduğunu belirten ve bu konuda başörtülü kadınları örnek gösteren ve "Bu sorun aslında kadın sorunu değildir kadın sorunu haline getirilmiştir" diyen Kışanak, "Bu bir politik bir sorundur.İnsanların dini inançları gereği istedikleri gibi giyinme hakları olduğunu ve devletin buna müdahale etmemesi gerektiğine inanıyoruz" dedi.
İstihdam sorunun en fazla kadınları vurduğunu, Hükümetin bu sorun karşısında bulduğu çözüm ise "ev işlerine yönelme" olduğunu belirten Kışanak, "Sosyal İş Sendikasının 2010 Mart Raporuna göre, Türkiye'de kadınların işgücüne katılım oranı -istihdam edilen ve işsiz kadınların çalışabilir yaştaki kurumsal olmayan kadın nüfusuna oranı- 1989 yılında yüzde 36,2 iken bu oran 1999'a gelindiğinde yüzde 30'a, 2009'a gelindiğinde ise yüzde 26'ya düşmüştür. Yani son 20 yılda kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 28 azalmıştır" dedi. Kışanak, 89 yılında yüzde 32,7 olan kadın istihdamının 1999'a gelindiğinde yüzde 27,7'ye gerilediğini yani Yani son 20 yılda kadın istihdamının yüzde 31,8 azaldığını ifade eden Kışanak, Kadınların sürekli çalıştıkları işlerde de iş güvencesinden yoksun çalıştıklarını söyledi. Kışanak bu konuda özel politikalara ihtiyaç olduğunu belirterek, sorumluluğun Hükümette olduğunu söyledi.
'KADIN HAREKETİNİN TIKANMA NOKTASI'
Kadınların karar ve yönetim mekanizmalarına katılım için kota sorunun yasallarda tanınması için program ve kampanya başlatacaklarını belirten Kışanak, "Türkiye kadın kotası uygulamadığı müddetçe bizim mücadelemiz gidip gelip erkek egemen zihniyete takılmak zorunda kalacaktır. Bu durum Kadın hareketinin takınma noktasıdır" dedi.
Kadının eğitimi konusunda da sorun yaşadığını belirten ve anadilde eğitim meselesinin ciddi bir sorun olduğunu ifade eden Kışanak, "ana dilde eğitim üzerindeki baskı ve yasaklar, eğitimi bir asimilasyon aracına dönüştürerek kadınların eğitim hakkı önündeki engelleri artırmaktadır" diye konuştu.
ERDOĞAN’A CEVAP
Başbakan'ın Urfa'da, "Bölücü terörü destekleyen analara sesleniyorum" sözlerine cevap veren ve "o analar ki çocuklarını eşlerini kaybettiler ama bir gün bile barış taleplerinden vazgeçmediler" diyen Kışanak, Başbakanın bu yaklaşımının barış girişimi baltalama girişimi olduğunu söyledi.
Başbakana "faali meçhul cinayetleri" aydınlat çağrısı yapan Kışanak, "Hiç değilse kadınların arasına girme, biz kadınlar acıları yarıştırmaması gerektiğini düşünüyoruz. Daha kıymetli acı, daha az kıymetli acı diye bir şey olamaz" diye konuştu. Kadınlar olarak yaşamanı yitirenler konusunda sorumluluk duyduklarını ve bu yüzden barış talep ettiklerini belirten Kışanak, "Bu acıların sona ermesini istiyoruz, lütfen bu sorunların arasına girmeyin" diye konuştu.
ROJ TV KÜRTLERİN SESİDİR
Avrupa'da ROJ TV ve Kürt kurumlarına yapılan baskınları da eleştiren Kışanak, televizyonun cihazlarının tahrip edildiğini, gazetecilere yönelik şiddet uygulandığını hatırlatarak, "Bütün bunlar demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü savunan bir Avrupa ülkesinde yaşandı. Ne hazindir ki, söz konusu Kürtler olunca bütün bu çağdaş değerler unutuluyor ve aynı şiddet politikaları devreye giriyor. Her şeyden önce bu operasyonu kınadığımızı, hukuk dışı bulduğumuzu, Avrupa hukukuna, evrensel insan haklarına aykırı gördüğümüzü belirtmek istiyoruz. Buradan Belçika Hükümeti'ni de Kürtlerden özür dilemeye çağırıyoruz" diye konuştu. Operasyonun halkların anadillerine yönelik bir saldırı olduğunu vurgulayan Kışanak, ROJ TV'nin Kürtlerin sürgünde yayın yapan sesi olduğunu belirterek, "Yıllar önce çatılardan çanakları toplayanlar, Kürtçe yayını kesmek için trilyonlar harcayarak frekans bozucu sinyaller gönderenler, Kürtçe televizyonu kapattırmak için Avrupa'nın kapısını aşındıranlar, bu sesi asla susturamadılar" hatırlatmasında bulundu. Kışanak ROJ TV çalışanlarını da kutlayarak, "Bu onurlu mücadelelerinden dolayı kendilerini kutluyor ve yanlarında olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz" diye konuştu.
ULUSLARARASI BİR OPERASYON
Operasyonun ulusla arası çapta bir müdahale olduğunu Türkiye'nin operasyon içinde yer aldığını belirten Kışanak, Bu operasyonun Türkiye, ABD ve Irak üçlü mekanizma toplantısında kararlaştırıldığını belirterek, "Operasyonun hemen ardından Sayın Dışişleri Bakanı'nın Belçika hükümetini kutlaması da bu açıdan oldukça manidardır. Çok açık görülmektedir ki, AKP Hükümeti, açılım adı altında yürüttüğü tasfiye politikasını çok yönlü olarak sürdürmektedir. Bu tasfiye planının özünde yatan, asimilasyon politikalarıdır. Almanya'da 'asimilasyon insanlık suçudur' diyen Sayın Başbakan'a sormak istiyoruz: Belçika'da anadilde yayın yapan bir televizyonu kapattırmaya çalışmak asimilasyon suçu değildir de nedir? Bir halkın dilini, sesini susturmak sizce zafer midir? Neyi kutluyorsunuz? Önce bunun bir izahını yapmanız gerekir. Ne yazık ki, Türkiye'ye her yıl ilerleme raporlarında anadil hatırlatmasında bulunan Avrupa Birliği de kendi çıkarları gereğince bu suça, bu asimilasyoncu politikalara ortak olmaktadır" şeklinde konuştu.
KİRLİ BİR POLİTİKA İZLENDİ
ABD'deki Ermeni tasarısının Türkiye'de yaratacağı tepki Belçika operasyonuyla dengelenmek istendiğini belirten Kışanak, "Deyim yerindeyse tam bir kirli politika izlenmiştir. AKP Hükümeti de başından sonuna kadar bu kirli politikanın içinde yer almıştır" diye konuştu. Kışanak bu politikanın Türkiye'ye karşı koz olarak kullanıldığını ve Türkiye'den taviz koparıldığını belirtti. "Gerek Kürt sorunu, gerekse de Ermeni olayları Türkiye'nin kendi iç meselesidir ve Türkiye eninde sonunda bu gerçeklerle yüzleşecektir, yüzleşmek durumundadır" diyen Kışanak, Türkiye'nin bunu yapması halinde hak ettiği saygınlığa ulaşacağını söyledi.
Yargı krizini de değerlendiren Kışanak, Türkiye'de genel olarak anayasadan kaynaklı hak ve özgürlük s orunu bulunduğunu yeni bir anayasa yapılmadan bu sorunun çözülemeyeceğini belirten Kışanak, Anayasa değiştirilmeden yargı reformunun tek başına yapılamayacağını söyledi. Kışanak, "Anayasa ve yasaları tümden değiştirirsek ancak yargı bağımsız ve tarafsız olabilir" dedi ve TMK kaldırılmadan da, yargının tarafsız ve bağımsız olmayacağını söyledi. Kışanak, "Bu yasa derhal geri çekilmelidir" talebinde bulunarak, yasanın basın ifade, propaganda özgürlüğünü kısıtlayan "ikinci bir anayasa" olduğunu söyledi. Kışanak, "Biz yargı reformu ile ilgili çağdaş düzenlemelere açık olduğumuzu ve bu sorunlar çözülmeden de buna destek vermeyeceğimizi belirtmek istiyorum" dedi.
ANF NEWS AGENCY