Avrupa: Kürtler 88 yıldır Lozan'ın tahribatını gideriyor
Gönderen: Ciyaye_aRaRaT Tarih: 24.07.2010, 11:39:28 (643 okuma)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

 

LOZAN - Bugün Lozan (Lausanne) Antlaşmasının 88. yıl dönümü, yani Kürdistan’ın 4 parçaya ayrıldığı ve bunun emperyalistler tarafından onaylandığı antlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir asır geçmiş durumda. Kürtler 88 yıldır Lozan’ın yarattığı tahribatı gidermeye çalışıyorlar ve haklarının gasp edildiği bu şehri “anmaya” devam ediyorlar.

İsviçre’de yaşayanlar açısından Lozan, tarihi dokusu, doğal güzellikleri, Alp dağlarının aksini verdiği Leman Gölü’nün cezp edici güzelliğiyle minik bir Avrupa şehri. İsviçre’nin diğer şehirlerinde olduğu gibi savaş görmemiş, yıkımlara uğramamış, halkların barış içinde yaşadığı Lozan, dünyanın Ortadoğu’nun kaderinin belirlenmesinde yapılan görüşmelere ise ev sahipliği yapmış bir şehir. Lozan, ülkelerin parçalandığı, halkların sömürgelere teslim edildiği, kanlı emperyalist paylaşım savaşlarının sonuçlarının tartışılıp, masa başında milyonların kaderinin belirlendiği bir şehir.

Kürtler açısından da Lozan doğal tarihi güzelliklerinin yanı sıra Kürdistan’ın 4 parçaya ayrılmasına karar verilen Antlaşmaya ev sahipliği yaptığı için pek de iyi anılmamakta. Adını verdiği antlaşmayla Kürtlerin yaşadığı topraklar İran, Türkiye, Irak ve Suriye arasında resmen 4 parçaya bölünmüş ve bu uluslar arası güçler tarafından imza altına alınmıştır.

LOZANA GİDEN SÜREÇ

Lozan Antlaşması’na giden süreç aslında Paris’in küçük bir kasabası olan Sevr’de Osmanlı İmparatorluğu ile emperyalist devletler arasında imzalanan antlaşmanın, emperyalistlerin Anadolu’da ki mücadeleyi kaybetmeleri ve Anadolu’da mücadele yürüten Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından tanınmamasıyla başladı. Sevr Antlaşması gereğince Ege Bölgesi’nin büyük kısmı Yunanlılara verilmiş, Doğu Anadolu bölgesi ise Ermenilerin yönetimine bırakılmıştı. Ancak Ermenilerin tehciri ve katliamdan geçirilmesinin ardından Kürdistan coğrafyasından Ermeniler tamamen silinmiştir. 28 Ekim 1920’de Kars’ın denetiminin Ermenilerden alınmasıyla birlikte Ruslarla olan sınır bu şekilde çizilmiş oluyordu. Aynı şekilde Yunan ordusunun da 1922 yılında geri çekilmesi üzerine Sevr Antlaşması da kadük duruma düşmüş oldu.

LOZAN’A HEM OSMANLI HEMDE ANKARA, HÜKÜMETLERİ ÇAĞRILDI

Emperyalist güçler Sevr Antlaşması’nın gözden geçirilmesi amacıyla Şubat-Mart 1921 tarihlerinde bir konferans gerçekleştirdiler. Bu konferansın ardından emperyalist güçler 13 Kasım 1922 tarihinde Sevr antlaşmasının gözden geçirileceğini belirterek, hem Osmanlı Hükümetini hem de Ankara’da yeni kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni davet ettiler. Atatürk ve arkadaşları Osmanlı’nın toplantıya katılmasını ve söz hakkı sahibi olmasını engellemek için 1 Kasım 1922 günü çıkarılan iki maddelik bir kanunla, Saltanat ve Osmanlı Hükümetinin, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilâf devletlerince resmen işgalinden itibaren kaldırıldığını ilan etti.

KONFERANSI EMPERYALİSTLER DÜZENLEDİ

Konferansa Türk tarafından Dışişleri Bakanı ve Edirne Milletvekili İsmet İnönü başkanlığında Sağlık Bakanı ve Sinop Milletvekili Dr. Rıza Nur, Trabzon Milletvekili Hasan Bey, 24 müşavir, 8 katip, bir tercüman, gazeteci ve askerlerden oluşan bir heyetle katıldı.

Konferansa İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı, Bulgaristan, Rusya, Portekiz, Belçika ve Amerikalı gözlemciler katıldı. Konferansa, ev sahibi olarak, İsviçre Cumhurbaşkanı Hab, başkanlık yaptı.

İSMET İNÖNÜ MİSAK-I MİLLİ ‘Yİ LOZAN’DA ÇİĞNEDİ

TBMM’nin Lozan Konferansındaki programı, 28 Ocak 1920 günü, son Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin kabul ettiği Misak-ı Millî (Millî And) hükümlerinden oluşuyordu. Bunlar

1) Musul, Kerkük ve Süleymaniye ile,

2) Batı Trakya’nın Anavatan’a katılması;

3) Kapitülasyonların kaldırılması;

4) Azınlıklara üstün haklar verilmemesi;

5) Boğazlar ile İstanbul’un emniyetinin sağlanıp, bütünüyle Türklerin hâkimiyetin de kalması

GÖRÜŞMELER YARIDA KESİLDİ

Yapılan yoğun tartışmaların ardından görüşmeler 4 Şubat 1923 tarihinde kesildi. Ancak bu arada bazı kararlar alındı ve uygulamaya konuldu. Türkiye ile Yunanistan arasında esirlerin değiştirilmesi konusunda 30 Ocak 1923 tarihinde anlaşma imzalandı. 385 bin Türk Anadolu’ya gelirken, 1 milyon 600 bin Yunan ve Rum ise Anadolu’yu terk etmek zorunda bırakıldılar. Yapılan girişimler sonucunda kesilen görüşmeler Nisan ayında tekrardan başladı ve 24 Temmuz itibariyle kesin metnin oluşmasıyla sona erdi. Geriye kalan her heyetin antlaşma metninin kendi ülkelerinin yetkili organlarında onaylatması kalıyordu.

LOZAN ANTLAŞMASI’NI TEK PARTİLİ MECLİS ONAYLADI

Lozan Antlaşması’nı o dönem kurulu olan Mebuslar Meclisi yerine adaylarının tamamını Atatürk’ün belirlediği Cumhuriyet Halk Fıkrası’nın oluşturduğu ve muhalif seslerin bir nevi çıkarıldığı meclis oyladı. 227 kişilik meclisten sadece 14 kişinin red oyu verdiği Lozan Antlaşması TBMM tarafından da resmen onaylanmış oldu.

Lozan Antlaşması genel itibariyle “azınlıklara” ve “Müslüman olmayan farklı dinlerdeki azınlıklara” büyük haklar ve yaşamlarına kolaylıklar getiriyordu. Antlaşma Türkiye Devleti açısından aslında büyük bir yenilgi anlamına geliyordu. Türkiye batı Trakya’dan çekilmek ve Misak-i Milli sınırlarını geri çekmek zorunda kalmıştı. Ekonomik konularda emperyalist devletlerin şartları ise Türkiye’ye uzun vadede kaybettirecek türden maddelerden oluşuyordu.

KÜRDİSTAN’IN 4’E BÖLÜNMESİ

Türkiye’nin bugünkü sınırlarını da çizen Lozan Antlaşması’nın Kürtler açısından en önemli bölümü ise “azınlıkların korunması” ve “siyasi haklar” bölümleri oluşturuyor. Irak’ın Musul bölgesi Misak-i Milli sınırlarına girmesine rağmen, konferansta Türkiye ile İngiltere arasında anlaşmazlık sağlanamamış ve antlaşma metnine

“Türkiye ile Irak arasındaki sınır, işbu antlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak dokuz aylık bir süre içinde Türkiye ile İngiltere arasında dostça bir çözüm yoluyla saptanacaktır.

Öngörülen süre içinde iki Hükümet arasında bir anlaşmaya varılamazsa, anlaşmazlık Milletler Cemiyeti Meclisine götürülecektir. Sınır çizgisi konusunda alınacak kararı beklerken, Türk ve İngiliz Hükümetleri, kesin geleceği [kaderi] bu karara bağlı olan toprakların şimdiki durumunda herhangi bir değişiklik yapacak nitelikte hiç bir askeri ya da başka bir harekete bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler.”

şeklinde geçmiştir.

TÜRKİYE KÜRTLER YÜZÜNDEN MUSUL’DAN ÇEKİLDİ

İlerleyen zamanlarda Türkiye’nin “Kürtlerle aramızda bir sorun yok” diyerek Musul üzerinde denetim hakkı istemesine karşı, Kürdistan’da başlayan isyanlar elini zayıflatmıştır. Özellikle Diyarbakır’da ortaya çıkan Şeyh Sait önderliğinde ki isyan Türkiye’nin Kürtlerle olan ilişkilerinin pek de iyi olmadığını bütün dünyaya göstermiş oldu. Konuyu Birleşmiş Milletler Meclisi’ne taşıyan İngiltere ise istediği sonucu elde ederek, Musul’un Irak’ın denetimine bırakılmasını sağlamıştır. Bunun karşılığında Türkiye’ye petrolden 25 yıl boyunca sadece yüzde 10 gibi hisse almasına karar verdi.

AZINLIKLARIN KORUNMASI

Lozan Antlaşması azınlıkların haklarını korumuş ve gözetmişti. Özellikle Müslüman olmayan azınlıkların, yine “Türk uyruklu” olup Türkçe konuşmayan azınlıkların haklarını antlaşma metni ile güvence altına almıştı. “Azınlıkların Korunması” başlığıyla hazırlanan bölümün ilk maddesi (madde 37)

“ Türkiye, 38’nci maddeden 44’ncü maddeye kadar olan maddelerin kapsadığı hükümlerin temel yasal hükümler olarak tanınmasını ve hiç bir kanunun, hiç bir yönetmeliğin ve hiçbir resmi işlemin bu hükümlere aykırı yada ya da bunlarla çelişir olmamasını ve hiç bir kanun, hiç bir yönetmelik (tüzük) ve hiç bir resmi işlemin söz konusu hükümlerden üstün sayılmayacağını taaddüt eder” şeklindeydi.

Ancak gerek 1924 Anayasası gerekse sonra çıkarılan hiçbir yasa bu maddeleri görmedi ve tamamen ırkçı düzenlemeler yapıldı. Kemalist ve ittihatçı kadrolar, Uluslar arası tahattütlerde bulunmalarına rağmen Müslüman olmayan azınlıklar, Türk olmayan halklara karşı asimilasyon savaşı başlattılar.

Aynı maddenin devamında “Türk Hükümeti, Türkiye’de yaşayan herkesin köken, milliyet, dil, ırk ve din ayrımı yapmaksızın, yaşamlarını ve özgürlüklerini tam ve eksiksiz olarak korumayı tam kabul eder. Türkiye’de yaşayan herkes, her inancın, dinin yada mezhebin, kamu düzeni ve ahlak kurallarıyla çatışmayan gereklerini, ister açıkça isterse özel olarak serbestçe yerine getirme hakkına sahip olacaktır” denerek azınlıkların kendilerini ifade etmeleri, dini inançlarını özgür bir şekilde yerine getirmeleri hedefleniyordu.

EĞİTİM, BASIN YAYIN VE RESMİ İŞLERDE ANADİLDE EĞİTİM KULLANMA TEMİNATI VERİLDİ

Antlaşmanın 39. Maddesinde “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, Müslümanların yararlandıkları aynı yurttaşlık hakları ve sivil haklardan yararlanacaklardır. Türkiye’de yaşayan herkes din ayrımı gözetmeksizin, kanun önünde eşit olacaktır. Din, inanç veya mezhep farklılığı hiçbir Türk uyruğunun, yurttaşlık haklarıyla siyasal haklarından yararlanmasına, özellikle kamu hizmet ve görevlerine kabul edilme, yükseltilme, onurlanma ya da çeşitli mesleklerde ve iş kollarında çalışma bakımından bir engel sayılmayacaktır” diyerek Türklerin Anadolu’da ki diğer halklarla eşit seviyede tutulmaları hedeflenmiştir. Aynı madeninin devamında dile getirilen “Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse de ticari ilişkilerinde, din, basın yayın ya da her çeşit yayın konularında, açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır. Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır” denilerek de anadilin, eğitim, basın yayın ve resmi yerlerde kullanılmasının engellenmeyeceğini ve destekleneceğini Türkiye imza altına almıştır.

ANADİLDE EĞİTİMİN KOŞULLARINI TÜRK DEVLETİ SAĞLAYACAK

40. maddede azınlıkların okullar, eğitim kurumları kurarak buralarda anadilde eğitim yapmalarının sağlanacağını Türkiye teminat verirken 41. Madde açık ifadelerle şunları belirtmekteydi:

“Kamusal eğitim konusunda, Türk Hükümeti, Müslüman olmayan uyrukların önemli bir oranda oturmak oldukları il ve ilçelerde, bu Türk uyrukların çocuklarına ilk okullarda ana dilleriyle öğretimde bulunmasını sağlamak bakımından uygun düşen kolaylıkları gösterecektir. Bu hüküm, Türk hükümetinin, söz konusu okullarda Türk dilinin öğrenimini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır.”

Antlaşma ile birlikte Türkiye Kıbrıs’ın hâkimiyetini İngilizlere bıraktı ve Arap illerinden geri çekilmeyi tamamen kabul etti. Ege’de ki 12 Ada İtalyanlara bırakılırken, Türkiye Sevr ile birlikte Kürtlere ve Ermenilere özerklik getiren maddeler konusunda başarılı olabilmiştir sadece. Uluslararası emperyalist güçlerin de çıkarları gereği Kürtlerin haklarını yok saymasıyla Kürdistan uluslararası bir sömürge durumuna düşürülmüş oldu.

2010 yılından baktığımız zaman Türkiye’nin o dönem verdiği hiçbir sözü yerine getirmediği, aksine Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından çok daha gerilere giderek kafatasçı, ırkçı bir devlete dönüştüğü görülmektedir. Yeniden yapılandırılan Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kurumları “Türk-İslam Sentezi”ne uygun bir şekilde diğer halkları yok sayan, inkar eden, asimilasyona uğratmayı hedefleyen bir şekilde örgütlendirilmiştir. Türkiye’de buna direnen ve elinde ciddi bir maddi gücü bulunduran Rumlar 1952’de katliamdan geçirilerek sürgüne gönderilirken diğer halkların çoğunluğu ise gönüllü bir asimilasyonu benimsemiştir. Buna direnen Kürtler ise son yürüttükleri silahlı isyan ile Kürtlerin toplum olmaktan gelen haklarının tanınmasını talep etmektedirler.

ANF NEWS AGENCY

 

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG’li olduğu iddia edilen 9 kişinin cenazesi Van’a getirildi
· 'Bayramı Kürtlere haram ettiler'
· Karayılan: Devlet adım atmazsa süreç biter
· HPG: Hakkari'deki saldırıyı Erdal Ceylanoğlu koordine etti
·  KCK'den Ramazan Bayramı mesajı
· BDP bütün bayram programlarını iptal etti
· Öcalan kardeşiyle açık görüş yaptı
· Van savaş alanına döndü
· 'PKK sayesinde Yozgat'taki anne ağlamıyor'
· Polis Van'da terör estiriyor

Avrupa
· Fransa 'grev'le sarsıldı!
· İtalya'da çevreci Belediye Başkanı öldürüldü
· Le Monde Diplomatique istihbarat merkezini ortaya çıkardı
· Dario Fo'dan Sakine'ye destek
· Roj TV'nin Kopenhag bürosuna baskın
· isvicrede 2 gunluk gencklik yuruyusu
· Roj TV hakkında dava açıldı
· Viyana eyalet seçimlerinde Kürt adaylar iddialı
· Marsilya'da 'Özerk Kürdistan' yürüyüşü
· 4 gerilla için Marsilya'da mevlit verildi

© Rojaciwan.com