Görüşme Notları: Öcalan: Dışarıda olsaydım radikal demokratlarla parti kurardım
Gönderen: Ferman_Heval Tarih: 21.02.2010, 14:06:22 (4718 okuma)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)
ANKARA - Demokrasi İçin Birlik Hareketi’nin (DBH) düzenlediği konferansa mesaj gönderen PKK Lideri Abdullah Öcalan, radikal demokratların bir arada toplanmaları gerektiğini, ancak bu alanda muazzam bir boşluğun olduğuna işaret ederek, bunun doldurulamadığına dikkat çekti. Buna önderlik edebilecek kimsenin olmadığını ifade eden Öcalan, “Burada bir önderlik sorunu da var. Ben şu anda dışarıda olsam bu temelde bir parti kurardım, radikal demokratları bir araya toplardım, bunun başına geçerdim” dedi.


PKK Lideri Abdullah Öcalan, DBH’nın düzenlediği ‘Demokratik Türkiye ve Demokratik Çözüm Konferansı’na mesaj gönderdi. Ekin Tiyatrosu’nda gerçekleşen konferansın başlangıcında okunan mesajda Öcalan, düşüncelerini ve yaklaşımlarını katılımcılarla paylaştı.

Türkiye’nin başta Kürt sorunu olmak üzere tüm sorunlarının demokratik zihniyet, demokratik kültür, özgürlük ve eşitlik ilkeleri çerçevesinde halkların, emekçilerin, tüm demokratların ortak demokrasi mücadelesiyle aşılacağına inandıklarını ve bunun için kırk yıldan beridir çabalarını sürdürdüklerini belirten Öcalan, mesajında şunları dile getirdi:

“Türkiye’de halkların, inançların, azınlıkların özgürlük ve eşitlik sorunları kadar işsizlik sorunu, işçilerin ücret ve sosyal haklar sorunu, çevre sorunları, kadın, çocuk sorunları gibi bir dizi sorunları vardır. Tüm bu sorunlar birbirleriyle bağlantılıdır, birini diğerinden ayırarak çözüme gitmenin mümkün olmadığı görülmüştür. Tüm bu sorunların çözümü ortak bir mücadele hattının örülmesine bağlıdır. Türkiye’de de ortam, koşullar müsait, ortak bir çalışma yürütülebilir. Halkların, inançların, emekçilerin birlikte siyaset yapabilecekleri alanları yaratmak gerekiyor. Biz oy kaygısıyla, küçük hesaplarla hareket etmiyoruz, bu perspektifle bakmıyoruz olaya. Biz bu soruna ciddi yaklaşıyoruz. Türklerin, Kürtlerin, tüm halkların, inançların, emekçilerin demokratik birlikteliğine hayati derecede ihtiyaç var. Yine büyüyebilmeleri için ortak bir çatı altında bir araya gelmek, temel konularda ortaklaşmak, birlikte siyaset yapmak gerekiyor. Ortak alanlardan, ortak siyasal alanlardan bahsediyoruz. Bu çatı partisi şeklinde olabilir veya başka bir isimle olabilir. İtalya örneğinde Zeytin Dalı, İspanya örnegini biliyoruz. Türkiye için de böyle girişimlerde bulunulabilir. Çatı partisi veya Demokratik Koordinasyon Kurulu olarak veya birliğin belirlediği ortak bir isimle çalışmalarını yürütebilirler. Nitekim Çatı Partisi, ismini Demokrasi İçin Birlik Hareketi olarak belirlemiş. Olabilir, hangi isim altında olursa olsun önemli olan ortak mücadele hattının örülmesi ve pratikleşmesidir.”

Çatı partisinin, salt Kürt sorununu çözme partisi olmadığının altını çizen Öcalan, bunun genel anlamıyla Türkiye’nin demokratikleşme hareketi olduğuna dikkat çekerek, bu proje kapsamında düşünceleri dört madde halinde sıraladı:

1-Kürt sorunun demokratik temelde çözümü için Türkiye’yi demokratikleştirmek gerekiyor. Türkiye’de hakim olan tek devlet, tek ulus anlayışı kara delik gibi her şeyi yutuyor, kendine benzeştirip tek tipleştirmeye çalışırken yok ediyor, tabi bunu yaparken bunlarla birlikte Türk kimliğini de kendisi olmaktan çıkarıyor, kendini de yok ediyor. Bu zihniyete karşı demokratik vatan, demokratik ulus ve demokratik cumhuriyeti ilkeleri etrafında ortaklaşılmalıdır. Demokratik cumhuriyet, devletin demokratikleştirilmesidir, bu da demokratik bir anayasa ile olur. Yine demokratik vatan diyorum. Demokratik vatan, ortak vatan toprağıdır, bundan kastım bütün ülke toprağıdır. Vatan gene ortaktır, sınırlarla uğraşmıyoruz ama bu topraklarda farklı ulusların, etnisitelerin yaşadığı gerçeğinin görülebilmesi ve bunların demokratik bir biçimde ifade edilmelari için demokratik vatan diyorum. Üçüncüsü demokratik ulus’tur. Demokratik ulus kavramı, ulusun demokratikleşmesi, burada söylemek istediğim aslında çoklu ulus’tur. Sadece Kürtler, Türkler değil, farklı etnisiteler, azınlıklar var, tümünü kapsayan çoklu kültür, çoklu kimlik, çoklu ulus, bunların bileşimine, bunların tümüne demokratik ulus diyebiliriz. İspanya’da bu var. Biliyorsunuz orada tek bir İspanyol ulusu yok, ortak bir vatan var, İspanya var ama herkesi İspanyollaştıran, herkese tek tip ulus, tek tip dil dayatan bir anlayış, devlet yok. İngiltere’de öyle.

‘KRİZİ KENDİLERİ ÇIKARDILAR’

2–Yine Türkiye’yi Finans Kapital anlayışından kurtarmak gerekiyor. Bu anlayış, çok tehlikeli bir anlayıştır. Üçayaklıdır; Talan, Tekel, Sömürü. Bu anlayış yer, kurutur, tüketir, soyup, soğana çevirir. Yeraltı yer üstü kaynaklarını yok ettiler, doğayı tahrip ettiler, çevreyi yok ettiler, yerin altını üstüne getirdiler. Bu iğrenç bir anlayıştır. Bu sömürü sistemi son altmış yıldır hatta bin yıldır devam ediyor. Son beş yılda şirketler kâr oranlarını beş kat artırmışlar, bire beş kâr oldugunu söylüyorlar. Bütün bu şirketler bire beş kazanırken Memurların-işçilerin maaşı düşüyor. Bunlar bu kadar kâr ederken, halk açlığa ve işsizliğe mahkûm ediliyor. Bunlar bilinçli bir politikanin ürünüdür. Bunlar halkı yoksullaştırarak kendilerine bağlıyorlar. Son beş yılda işçilerin maaşı mı arttı, memurun maaşı mı arttı, köylünün parası mı arttı, hayır, bunlar daha da fakirleştiler. Türkiye’de tarım kalmamış. Bunlar tarımı da böylece ele geçirip ekolojik dengeyi de bozarak toplumu, sizleri, hepimizi zehirliyorlar, ormanları yok ediyorlar, doğal ve tarihi güzellikleri yok ediyorlar. Kanser üretiyorlar, tekelleşmenin yarattığı bir hastalıktır. Yediğimiz her şey kanserojen maddeler olarak bizi zehirliyor. Temiz yiyecek olmazsa, temiz su içmezsek, temiz hava almazsak nasıl yaşarız? Yine dünyadaki bu mali kriz dünyada halklara emekçilere karşı yeni bir savaş ilanıdır. Bu dünyayı yeniden ele geçirmek için yeni bir plandır. Irak’ta kaybettiklerini, başka yerlerde kaybettiklerini telafi etmek için emekçilere, halklara karşı yeni bir saldırı biçimidir. Küresel kriz devam edecek daha da derinleşecektir. Halkı daha da yoksullaştırıp kendilerine bağlayacaklar, böylece denetim altına alacaklar. Artık dünyayı eskisi gibi yönetemediklerini, yönetemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Krizi de bu nedenle kendileri çıkardılar. Dünyaya yeni bir şekil vermek için bir nedene ihtiyaç duyuyorlardı, mali krizi çıkardılar. Dünyayı yeni bir anlayışla yeniden ele geçirmek için yeni yöntemler ve araçlar kullanacaklar. Bunun için yeni yollara ve kurumlara başvuracaklar. Dünya halklarını bu şekilde yeniden ele geçirmeyi ve kontrol etmeyi planlıyorlar. Halkların özgür iradesi, demokratlar, temiz ve dürüst insanlar ancak bu oyunları boşa çıkarabilir.

Bunun için anti hegemonya, anti tekel bir duruş diyorum. Türkiye’de bu anlayış zayıftır. Türkiye’ye üç şey gerekli ve bunlara ilişkin adımlar atılabilir. Bir; anti-tekel anlayış veya hareketi. İki; demokratik uzlaşı. Üç; Barış, savaşa karşı barış. Türkiye’de anti tekel demokratik barışçıl bir duruşa ihtiyaç var. Finans Kapitale karşı anti-tekel bir anlayışla örgütlenilebilir. Anti tekel, demokratik uzlaşı ve savaşa karşı barış ilkeleri etrafında ortaklaşabilinir, kararlar çıkartılabilinir. Bu temelde çalışmalar yapılabilir. Ortak bir hareket veya ortak bir isim altında ortak partileşmeye de gidilebilir. Ben öyle kimlik ayrımı da yapmıyorum. Bütün kültürlere saygılıyım. Türk kültürüne de Kürt kültürüne ve diger tüm kültürlere saygılıyım. Bu kültürler demokratik ilkeler etrafında aynı çatı altında barış ve demokrasi temelinde bir araya gelmelidir. Buna koalisyon mu denir, ittifak mı denir, bu çok önemli değil. Önemli olan demokratik çözümün, demokratik duruşun gelişmesidir. Kürtlerin, demokratik çevrelerin bir araya gelmeleri şarttır. Bütünlük kurmaları gereklidir. Bu, ekmek ve su kadar gereklidir. Nasıl susuz yaşanmıyorsa demokrasisiz de yaşanmaz. Asgari müştereklerde demokrasi ilkeleri temelinde birlik kurulması çok önemlidir, hayati deeerdedir. Bu, şu aşamada Türklükten de Kürtlükten de önemlidir, demokratik birliksiz yaşanmaz. Tüm demokratlar buna destek olmalıdır.

Küresel sermaye sahipleri, şirketler, tekeller bire beş kazanırken memurun maaşı artmıyor, işçinin emekçinin maaşı artmıyor, azalıyor. Küresel sermayenin bu oyunları görülebilmeli ve Kürtlerle bir araya gelinmelidir. Türkiye’deki emek örgütleriyle sendikalarla bir araya gelerek işçinin ve emekçilerin sorunlarına çözüm bulunabilir. Burada sol, demokrat çevreler, aydınlar, sendikalar, geniş çevreler yer alırlarsa Türkiye’deki işsizlik azalır, maaş artar, barış gelişir, Türkiye’de zulüm durur. Ben tamamen biter demiyorum, hepsi çözülür demiyorum ama bunlar yüzde onu aşıp yüzde yirmi oy alırsa zulmü beş kattan iki kata indirir, emekçinin bir olan maaşı üç olur. Kürt sorunuyla beraber ve Türkiye’de birçok sorunun çözümü dayatılır, sorun çözülür. Anti-tekel, demokrasi ve barış ilkeleri etrafında ortak çalışma başarıya götürür.

‘RADİKAL DEMOKRATLAR’

3–Türkiye’de 1789 ile 1917 devrimlerinde olduğu gibi benzer bir durum sözkonusu. Bu sosyolojik bir ihtiyaç ve bir olgu olarak kendisini hissettiriyor. Radikal demokratlar ortak örgütlenmenin öncülüğünü yapıp bu boşluğu doldurmazlarsa AKP ya da bir başkası doldurur. Benim söylediğim kişileri ve grupları aşan sosyolojik bir durumdur. Radikal demokratlıktan kastım BDP, yani Kürtler ve sol kesimin hepsidir. Toplumsal ilerleme, uzlaşı, gelişme ancak radikal demokratların öncülüğüyle olur. Bir başkası bunu yapamaz. Benim bunu uzun süredir dile getirmemin nedeni budur. Yapılacak çalışmanın ismi çatı partisi de olabilir, bir başka isim de olabilir. İsimler önemli değildir. Her grup yine kalır, kendisini ifade eder fakat geniş bir örgütlenmeye gidilmelidir. Bu tarihi bir şeydir. Bunu iyi kavramak gerekiyor. Öyle küçük, basit algılamamak gerekir. Tarihi sorumlulukla buna yaklaşmak gerekiyor. Mahir Çayan onlar, Deniz Gezmişler boşuna hayatlarını kaybetmediler. Onlar benim de yoldaşlarımdı. Onların anılarına sahip çıkılmalıdır. İşte ben bu anılara bağlı kalarak sosyalist hareketin içinde kırk yıldır mücadele veriyorum. Ben Mahir’den etkilendiğimi hep söyledim. Mahir olmasaydı ben ve arkadaşlarım olmazdı. Ben olmasaydım özgürlük hareketi olmazdı. Özgürlük hareketi olmasaydı işte DTP olmazdı, BDP olmazdı. Yani bunlar hepsi birbirini tetikliyor, birbirine bağlıdır bu hareketler, aynı mirastan geliyorlar. İbrahim Kaypakkaya da hakeza öyledir. O da böyle olmasını ister. Demokrasi olmadan sosyalizm, komünizm olmaz. Toplumu sosyalistleştirmeliyiz. Bu yüzden demokratik toplum diyoruz. Kırk yıldır toplumun demokratik inşasıyla uğraşıyoruz ama gerekli eğitim ve örgütlenme yapılamadı.

‘ÇATI PARTİSİ UZUN VADELİ BİR PROJEDİR’

4–Ortak mücadele çatısı altında bu sorunları aşabiliriz. Çatı Partisi Kürtler ve radikal demokratların projesidir. Bu projede Türk-Kürt ayrımı yoktur, bu bir Türkiye projesidir. Bu proje uzun vadeli, Türkiye’nin geleceğini kazanma projesidir. Bu çalışmalarda ciddi örgütlenilirse AKP, CHP ve MHP’yi de aşan başarılar elde edilebilir. Ancak Türkiye’de sol, sosyalist ve emek cephesinde ciddi anlamda bir boşluk var. Sendikalar basit bir ücret sorununu dahi çözemeyen bir konumdadırlar. Kürtler ve BDP tarafında ise nispeten bizim doldurduğumuz bir öz var, iki üç milyon oy alıyorlar. Belli etkileri var, sınırlı bir başarı söz konusudur. Esasen sol, sosyalist kesimin Türkiye’nin demokratikleşmesinde öncü olması gerekiyor. Boşluk devam ediyor. Halen bunu dolduran bir kesim yok. Muhafazakarların demokratları, liberallerin demokratları yok denecek kadar az ve çok zayıftırlar. Asıl süreci çözebilecek, güçlendirecek olanlar radikal demokratlardır. Bu proje, radikal demokratların, demokratik siyaset projesidir, yasal bir projedir. Radikal demokratların bir arada toplanmaları gerekir ancak bu alanda muazzam bir boşluk var, demek ki dolduramıyorlar. Buna önderlik edebilecek kimse yok, burada bir önderlik sorunu da var. Ben şu anda dışarıda olsam bu temelde bir parti kurardım, radikal demokratları bir araya toplardım, bunun başına geçerdim. Ancak kendini bu işe adayanlar, bu işte sorumluluk almak isteyenler; demokrasiye, halka bağlı olanlar bu işi yürütebilir.

‘KOŞULLAR 65-68 DÖNEMİNDEN DAHA UYGUNDUR’

Hep birlikte sorunların demokratik birlik, demokratik cumhuriyet temelinde çözümü için ortak bir mücadele hattında örgütlenerek inisiyatifi ele alabiliriz. Kürtler ve demokrasi güçleri bu boşluğu doldurmazsa savaş ve kayıplar şiddetlenir ama bu boşluk bizler tarafından doldurulursa Türkiye’de çok anlamlı ve uzun vadeye yayılan bir barışın önü açılır. Türkiye’de bu konuda ortak bir hattın örülmesi gerekir. Yoksa işte CHP-MHP gibi ulusalcı faşist güçler bu boşluğu kullanırsa çıkmazı derinleştirirler. Bunun olmaması, çatışmaların önlenmesi için mutlaka demokratik birlikteliğin sağlanması gerekiyor. Biliniyor 65-68 döneminde Türkiye İşçi Partisi’nin muazam bir yükselişi vardı, bu yükselişi durdurmak için ortanın solu söylemini geliştirdiler. O zaman bu söylemle solun içini boşaltıp bu değerleri saptırmaya çalışıyorlardı. O zamanın devrimci gençliği bu konuda çok sert bir tavır aldı bu söylem devrimci solun ve devrimci gençliğin önünde engeldir dediler. Şimdiki koşullar o dönemki koşullardan daha uygundur. Şimdiki mevcut boşluğun radikal demokratlar tarafından doldurulması gerekiyor. O zaman ortanın solu, devrimci solu engelliyordu. Şimdi ise aynı şeyi CHP ile yapıyorlar, yapabilirler. Bunu çok iyi görmeleri gerekiyor. Bu nedenle bir an evel ortak mücadeleyi örgütlemeleri gerekiyor. Ortak örgütlenmeyi nasıl yaparlarsa yapsınlar ama önemli olan bu boşluğu doldurmalarıdır.

AKP FİNANS KAPİTALE TESLİM OLMUŞTUR

Türkiye şu anda bir karmaşa ve keşmekeş içinde, kimse ne yaptığını bilmiyor. Çözüm yerine operasyon yapıyorlar, Kürt-Türk çatışmasını derinleştiriyorlar, Türkiye’yi krize sürüklüyorlar. AKP Hükümeti Finans Kapital’e teslim olmuştur, başta Kürt sorunu olmak üzere, işçinin, memurun sorununu, yoksulluğu, işsizliği, çevre sorunları vd. bir dizi sosyal, ekonomik sorunları çözebilecek durumda değildir. Ordunun politikaları, Hükümetin politikaları, Amerika’nın Ortadoğu ile ilgili politikaları buna izin vermiyor. Hiçbir sorunu çözmüyorlar. Yine CHP ve MHP milliyetçi ve ulus-devletçi anlayışla ve mevcut durumlarıyla Türkiye’deki sorunları çözemezler, alternatif olamazlar. AKP’ de ordu da çözüm istemiyor. Şimdi ne yapacaklar? Türklerle Kürtleri çatıştıracaklar, İsrail-Filistin gibi olacak. Türkiye mevcut durumunda ısrar ederse sonu Irak gibi olur ama ben Türk-Kürt çatışmasını istemiyorum. Türkiye’deki sol çevreler, demokrat çevreler, Kürtlerle birlikte bu kriz ve çözümsüzlüklere karşı bir Alternatif Demokratik Hükümet gibi çalışabilirler. Hükümet tarzı olmasa da Hükümete alternatif bir yapı gerçekleştirebilirler. Bunlar, bu hareket, programatik bir çerçeve belirleseler ve ona göre de çalışırlarsa, Kürt sorunu genelde Türkiye’nin diğer tüm sorunlarının çözümünde mesafe alınır. Türkiye’de demokrasi de barış da gelişir. Demokratik gelişme ve çözümler gelişirse halklar, emekçiler herkes kazanır.

ANF NEWS AGENCY
YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG'den halka çağrı: Sokakları mevzilere dönüştürün
· HPG: Türk askerleri birbirlerini vuruyor
· Öcalan: Müzakere olmadan çözüm olmaz
· 'Meşru savunmaya göre yargılamalar olacak'
· Çukurca ve Osmaniye’de Eylem 12 Asker Öldürüldü
· BDP'ye tanklı-toplu engel
· Apartmanda kendi devletini kurdu
· HPG’den ajan örgütlenmesine ilişkin açıklama
· AP milletvekillerinden Erdoğan’a açık mektup
· HPG: Dörtyol olayları devlet provokasyonu

Görüşme Notları
· Öcalan: Çatışmasızlık ortamı için kanallar oluşturulmalı
· Öcalan: Hükümet operasyon hazırlığı içinde
· Öcalan: Müzakere olmazsa devrim süreci gelişir
· Öcalan çözümün koşullarını açıkladı
· Öcalan: Son nefesime kadar direneceğim
· Öcalan: Çözüm gelişmezse Türk-Kürt çatışması gündeme gelir
· Öcalan: Katkı sunmam için Meclis karar almalı
· Öcalan: Muhatap bulamadığım için çekiliyorum
· Öcalan: Çekilirsem Kuzey Kıbrıs statüsü istenebilir
· Öcalan: 31 Mayıs’tan sonra çekileceğim

© Rojaciwan.com